History of Sailing Races

Tarihsel gelişimi içerisinde karayolu ulaşımına alternatif arayan insanoğlu suyla ve denizle tanıştı. Büyük olasılıkla, yüzen bir ağaç gövdesi üzerinde durarak (ya da duramayarak) gerçekleşen bu ilk tanışma sonrasında, ağaç gövdeleriyle yapılan sallarla başladı ilk deniz ulaşımı. Ardından doğanın büyük gücü rüzgara hükmetmesini öğrendi insanoğlu. Kol kuvveti ile yürütülen sallardan günümüz nükleer transatlantiklerine, deniz araçları hızla gelişse de denizde rüzgar gücünden yararlanılmasından vazgeçilmedi. Yelken ve yelkenli teknelerden.

Arkeolojik bulgular, ilk yelkenli teknelerin Mısırlılar tarafından kullanıldığını göstermektedir. Yaklaşık MÖ 2400 lerde ki bu yelkenin malzemesi ise papirüs olmuştur. Ardından Akdeniz kıyılarının büyük bölümüne hakim olan Fenikeliler, yelken kullanımını benimseyerek, gerek tekne gerek yelken tasarımını oldukça geliştirmişlerdir.

Buharlı gemilerin ortaya çıkıp verimli olarak kullanılmasına kadar, özellikle uzun mesafeli seyirlerde rüzgar gücü ve yelkenden yararlanıldı. Öyle ki; ilk buharlı geminin John Fitch tarafından 22 Ağustos 1787 tarihinde Delaware Nehri’ne indirmesinden 32 yıl sonra, okyanusu ilk geçen buharlı gemi olan Savannah’ın 5,5 hafta süren yolculuğunun büyük bölümünde dahi yelkenler görev başında olmuştur.

Teknolojinin gelişmesi motorların gücünü artırıp, boyutlarını küçültünce, günümüzde yelken zevk ve spor amaçlı olarak kullanılmaya başlandı.

Yelken sporu ve yarışlar

Yelken sporu, yelkencilik; doğa ile teknolojinin bir arada olduğu ender sporlardan. Yelkenci, doğaya karşı gelmek yerine, elinde ki teknolojiyi kullanarak, onu yönlendirmenin keyfini yaşar. Bunu yaparken çoğu zaman bir takımın içindedir. Yarış yelkenciliği ise yelken sporunun tepe noktasıdır. Yarışmak ve en iyi derecede yarışı bitirmek için gereken; hız, iyi zamanlama, takım arasında ki uyumun iyi sağlanmasıdır.

Hızı sağlamak için elde ki malzeme; tekne-yelkenler-ipler-makaralar-vinçler olabildiğince zorlanır. Rüzgarın kuvvetli olduğu zamanlarda bu zorlama sonucu, halatlar gerilir, makaralar gıcırdar, ıstralya ve çarmık telleri tın tın öter, öyle ki kimi yarışlarda yırtılan yelkenler, kopmuş makaralar, kırılmış direkler ve hatta batan tekneler görülebilir. İyi zamanlamanın en önemli aktörü, yarış ekibinin kendi içerisinde yarattığı uyumdur. Ekip uyumu ve herkesin görevini en iyi şekilde yapması, teknenin performansını ve hızını arttırır, dolayısıyla elde edilecek derecenin en iyisinin gerçekleşmesini sağlar. Yarış yelkencisi bilgi, yetenek ve deneyiminin yanı sıra her an dikkatli ve tetikte olmak zorundadır. Ekibin lideri konumunda ki dümencinin komutlarını bir an bile gecikmeden yerine getirmek için gerekli olan tam olarak budur.

Tüm bunların ışığında yelken sporunun zevk ve heyecanın yanında riskleri de barındırdığını söyleyebiliriz. İşte bu nedenden dolayı yelken yarışlarında hem ekipler hem de organizasyon komitesi, olası kaza ve aksiliklere karşı önlem almak durumundadır. Ekipte ki herkesin, en az bir kişinin kapsamlı bir ilk yardım (müdahale) bilgisi olmalı, yarış sırasında parkurda mutlaka kurtarma botları ve sağlık ekibi bulundurulmalıdır. Bunun en yakın örneği, geçtiğimiz Ağustos ayında Bodrum’da yapılan bir yelken yarışı sırasında yaşanan kaza ve sonrasında ki gelişmelerdir. Çarpışmadan kaçınmak üzere yapılan ani bir manevra sonucu, tekne ekibinden birinin boynuna dolanan bir halat ciddi bir yaralanmaya neden olmuştu. Parkurda bulunan Bodrum Deniz Kurtarma ekibinin botları olaya hızla müdahale ederek, yaralıyı kıyıda bulunan ambulansa oradan da hastaneye olabildiğince hızlı yetiştirmemiş olsaydı, olay muhtemelen çok üzücü bir yarış haberi olarak basına yansıyacaktı.

Yelken yarışlarını teknelerin özelliklerine göre başlıca 2 ana guruba ayırabiliriz. İlk gurup yarışlar; birbiriyle tamamen eş plan ve malzeme ile üretilmiş, aynı boy ve ağırlıkta olan teknelerin yarışlarıdır. Olimpiyatlarda yer alan ve “center boat” genel tanımı ile anılan değişik sınıflarda yapılan bu tür yarışlarda ki tekneler, boy ve özelliklerine göre optimist, laser, 470, pirat gibi farklı isimler alırlar. Bu türe giren yarışlarda, finiş sıralaması aynı zamanda yarışın da sonucudur.

İkinci gurupta yarışan teknelerin gerek dizayn ve malzemeleri gerekse boy ve ağırlıkları birbirinden farklı olabilmektedir. Ancak böylesi yarışlara katılan teknelerin her birinin ayrı ayrı; boyları, ağırlıkları, yelken büyüklükleri ve hatta yaşları göz önüne alınarak, karmaşık bir hesaplama ile elde edilen bir “rating” puanları vardır. Bu tür teknelerin katıldığı yarışlarda sonuçların belirlenmesi; teknenin rating katsayısı ile teknenin finiş zamanının çarpımı sonucunda ortaya çıkar. Kısaca rating değeri yüksek olan bir tekne, yarışı ilk olarak bitirmiş olsa bile, hakemlerin hesaplamaları sonrasında açıklanan ve düzeltilmiş zaman denilen, finiş zamanı belirlendiğinde birincilikten çok daha gerilerde derece almış olabilir. Bir teknenin rating katsayısı; Uluslararası Yarış Komitesi (International Racing Committe, IRC) tarafından kabul görmüş kişiler ve yöntemlerle yapılan ölçüm sonucu belirlenmektedir.

Her iki gruba giren tekneler, şamandıralar ile belirlenen parkur yarışları yapabildiği gibi “off shore” denilen açık deniz yarışları da yapmaktadır. Açık deniz yarışları arasında günler hatta aylarca süren çok uzun soluklu yarışlar bulunmaktadır.

Yelken sporu verdiği hazzın yanı sıra, taşıdığı kişiliği ve kendine güven duygusunu geliştirici özelliği nedeniyle özellikle çocuklar için önerilmektedir. Optimistine atlayıp denize açılan bir çocuk artık yalnızdır ve yapması gerekenler ile ilgili tek karar verici kendisidir. Bunun sonucu aldığı derecenin sorumlusu tamamen kendisi olmaktadır.

Ülkemizde yelken sporu son yıllarda popülarite kazanmaya başlamış, 7 den 70 e bir çok kişi eğitim almak üzere gittikçe çoğalan yelken okullarında ki kurslara koşar olmuştur. Tekne sahibi olmayı bir yana bırakırsak, özellikle yaz aylarında yapılacak yelken sporu için göze alınacak maliyet diğer sporlara göre çok büyük bir fark göstermez. Kurs ücreti yanında gerekli olan yelkenci kıyafeti; bir mayo, bir tişort, bir havlu belki fazladan bir eldivenden öteye gitmez. Ancak kış aylarında durum biraz farklılık göstermektedir. Sürekli ıslak bir ortamda, soğuk esen kış rüzgarlarında fiziksel sağlığımız korumamızı sağlayacak giysilerin maliyetleri oldukça yüksektir.

Dünyada ve Türkiye’de Yelken Yarışları

Dünyada yapılan ilk yelken yarışlarını, korsan gemilerini kovaladıktan sonra dönen Hollandalı gemicilerin kendi aralarında yaptıkları söyleniyor olsa da bilinen ilk organize yelkenli yat yarışı 1660 yılında İngiltere kıyısında, düzenlenmiştir. Zamanın İngiltere kralı II. Charles ve York Dükü arasında gerçekleşen bu yarış oldukça ilgi çekmiş olsa gerek. İlk yelken seri yarışları (trofe) ise Galler’de 1749 yılında yapılmaya başlanmıştır. Günümüze kadar devam eden en eski yelken trofesi ise America’s Cup yarışlarıdır. İlk kez 22 Ağustos 1851 tarihinde, İngiltere’de düzenlendiğinde Hundred Guineas adıyla anılan ve tüm dünya yelkencilerine açık olan yarışı, aynı yıl New York Yat Kulübü üyesi 5 yelkencinin kullandığı “America” adlı tekne kazanıyor. Böylelikle tüm dünya yelkencilerinin saygı ve heyecanla andığı “America’s Cup” başlamış oluyordu.

Yelkenin uluslararası kabul görmüş bir spora dönüşmesi ise, 1900 yılında Paris Olimpiyatları’nda yerine alması sonrasında ortaya çıkar. O yıllarda birbirine eş tekne sayısının çok az olması, farklı yapıda ki teknelerin eşit şartlarda yarışmasını sağlayacak kuralların ortaya çıkmasını gerektirdi. Rating rule denilen ölçme kuralları 1906 yılında kabul edilirken, hemen bir yıl sonrasında IYRU, International Yacht Racing Union (Uluslararası Yat Yarış Birliği) kurularak aynı yıl kabul edilen yarış tüzüğü ile de, bu konuda otorite birliği sağlanmış oluyordu. Türkiye dahil doksanı aşkın üyesi olan birlik, 1996 yılında, dünyada ki diğer spor teşkilatlarına uyum sağlamak amacıyla, ismini ISAF, International Sailing Federation (Uluslararası Yelken Federasyonu) olarak değiştirdi.

Üç tarafı denizlerle çevrili Türkiye’de, 16. yüzyıldan itibaren yelkenli tekneler kullanılıyor olsa da yelkenin spor olarak kabul görmesi oldukça geç olmuştur. Dünyada ilk yelken kulübü 1700 lü yıllarda, Türkiye’de ise 1890 lı yılların sonunda ortaya çıkar. O yıllarda İstanbul’da yaşayan Levantenlerin kendi aralarında yaptıkları yarışlar ile başlayan yelken sporu, varlıklı Türk aileler tarafından benimsenince, ardı arkasına yelken kulüpleri kurulmaya başlanır; Prinkipo, Makriköy ve Moda Yelken Kulüpleri…

Bu kulüplerce düzenlenen yarışlar, 1914 de başlayan Birinci Dünya Savaşı’na kadar artan yoğunlukta devam eder. Ancak savaş yılları yelken sporuna büyük ket vurur ve tüm etkinlikler durur. Savaş sonrası Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğu 1923 yılı; yelken, kürek ve yüzme dallarını kapsayan Su Sporları Federasyonu’nun kurulması ile birlikte yarım kalan faaliyetler yeniden başlar. Zaman içinde yelken sporuna beklenen önem verilmeye başlanır. Türkiye, 1932 yılında IYRU, International Yacht Racing Union (Uluslararası Yat Yarış Birliği) üyeliği için başvurur ve kabul edilir. Ardından ilk kurallı ve resmi yelken yarışı 12 Ağustos 1932 yılında yapılır.

Ulu ön­der Mustafa Kemal Atatürk’ün de teş­vi­kiy­le 8 Nisan 1935 tarihinde, gerçek anlamda ilk Türk yel­ken ku­lü­bü, Moda Deniz Kulübü ku­ru­lur. Gelişmelerin ardından Türk yelkencileri uluslararası platformda yarışmaya başlar. Bunların en önemlisi 1936 yılındaki Berlin Olimpiyat Oyunları. Berlin Olimpiyatlarında Türkiye yi Harun Ülman, Dr. Demir Turgut ve Behzat Baydar başarıyla temsil etmişlerdir. İkinci Dünya Savaşı i­le bir kez da­ha du­rak­la­yan yel­ken fa­a­li­yet­le­ri, sa­vaş son­ra­sı, kay­bet­ti­ği il­gi­yi tek­rar ka­za­nır. Birbiri ar­dı­na ye­ni ku­lüp­ler ku­ru­lur ar­tık. İstanbul Yelken Kulübü (İYK), Fenerbahçe ve Galatasaray Yelken ku­lüp­le­ri İstanbul’da fa­a­li­yet gös­te­rir­ken, İzmir’de de Karşıyaka Yelken Kulübü açılır. 1957 senesinde Yelken branşı, Su Sporları Federasyonu’ndan ayrılarak 25 Mayıs 1957’de Türkiye Yelken Federasyonu resmen kurulur.

Günümüzde, amatör olarak düşünüldüğünde yelken sporu için en önemli yarışlar Olimpiyat Oyunları kapsamında olmaktadır. Çeşitli ülkelerde olduğu gibi ülkemizde de yelken ile ilgili bir çok branşta yelken şampiyonaları düzenlenmektedir. Bunun yanı sıra güçlü sponsorların desteğinde, teknolojinin son gelişmeleri doğrultusunda yüksek maliyetler altında üretilen tekne ve ekipmanlar ile yapılan yarışlarda yapılmaktadır. Şamandıralarla belirlenen bir parkurda yapılan ve bir tür eş tekne yarışı (match race) olan America’s Cup, geçtiğimiz Eylül ayında gerçekleştirilen eş teknelerde ama bu kez solo yani tek başına Nice (Fransa)’den İstanbul’a kadar 1660 mil (1 deniz mili=1.852 metre) Cap İstanbul 2008, dünya turu atılarak gerçekleştirilen Volvo Ocean Race ve Vendee Globe, yarışlarını bunların başında sayabiliriz.

Türkiye de yapılan en uzun mesafeli yarış “Aşağı Yarışı” diye bilinen Deniz Kuvvetleri Kupası’dır. Bu yıl 38. si düzenlenecek yarış, İstanbul’dan start alarak İzmir ve sonrasında bağlantılı bir diğer yarış ile Bodrum’da sona eren bu yarışın rotasının toplam uzunluğu 370 mil. Ülkemizde yaz ve kış aylarında ayrı ayrı trofeler de düzenlenmekte. İstanbul ve İzmir gibi büyük şehirlerimizin yanı sıra, Bodrum-Marmaris-Çeşme ve Göcek gibi kıyılarımızda yapılan bu yarışlara katılım ise günden güne artmakta.

Yarışan bir teknenin içinde yer almak kadar, bir parkur dahilinde yapılan yarışları kıyıdan seyretmek de keyifli gerçekten. Çocuğunuzun yarıştığı bir optimist yarışına uzaktan baktığınızda, birbirlerini geçmeye çalışan beyaz kelebeklere benzetirsiniz tekneleri veya teknelerin burun burana yarıştığı bir eş tekne yarışında (match race), heyecan içerisinde ekipten biri oluverirsiniz.

Bununla birlikte Bodrum’da her sene tekrarlanan çok özel bir yarış var; Bodrum Kupası Uluslararası Yelkenli Ahşap Yat Yarışı. Mavi yolculuk yapılan guletlerin, tirhandillerin yarıştığı bu yarışta, ister yelkenden anlayın ister anlamayın, bu koca gövdeli kuğuların bir tanesinde yer alabilir, yarışın tadına doya doya ve keyifle varabilirsiniz.

Bir de Doğu Akdeniz Yat Rallisi (EMYR), Karadeniz Yat Rallisi (KAYRA) gibi yelken rallileri yapılıyor ülkemizde. Farklı ülke ve kültürleri tanımak için bir araç olan bu uzun soluklu bu rallilerin en büyük özelliği ise yarış hırsından uzak olması ve konaklama yerlerinde yapılan eğlenceli partiler.

Kış geldi, artık kış yarışları zamanı, İstanbul, İzmir ve Bodrum’da kış trofeleri başladı. Yolunuz düşerse buralara, biraz zaman ayırın ve seyredin; zevkiyle, eğlencesiyle, hırsıyla, rüzgarın kanatlarını…

Sealife Dergisi

Posted in Articles. RSS 2.0 feed.